İş için İzmir, ailece Karaburun.
Jan Holthuis’tan ilk e-posta 7 Ağustos 1998’de geldi. Hollanda’nın Zwolle kentinden yazıyordu. İnternette İzmir’de kalabileceği bir otel ararken bizim web sayfamıza rastlamış, sayfayı oldukça çekici ve bilgilendirici bulmuştu.
Ertesi hafta iş için İzmir’e gelecekti. Bu kez eşi Tjitske ve 11 yaşındaki oğulları Hendrik de onunla birlikte geleceği için, her zamanki gibi kent merkezindeki bir otelde kalmak yerine işi küçük bir aile tatiliyle birleştirmeyi düşünüyordu. Four Seasons Apartments’ın bunun için daha uygun olabileceğini yazmış; Karaburun’un havaalanına ve İzmir merkezine uzaklığını ve 11–20 Ağustos tarihleri arasında yerimiz olup olmadığını sormuştu.

İki gün sonra, 9 Ağustos’ta Jan’dan ikinci bir mesaj geldi. O günlerde havanın olağanüstü sıcak olduğu anlaşılıyor. Mesajına biraz mizahla yaklaşmıştı:
“We made up our mind and decided that we can stand the extra-ordinary hot temperature.”
Kararlarını vermişlerdi; 11–18 Ağustos arasında konuğumuz olmak istiyorlardı. İzmir’e akşam saatlerinde gelecek uçuşlarının bilgilerini de gönderiyor ve mümkünse onları havaalanından almamı rica ediyordu.

Jan’ın düşüncesi aslında oldukça basitti. Ailesi Karaburun’da deniz kenarında sakin bir tatil yaparken kendisi sabah İzmir’e gidip işlerini halledecek, öğleden sonra yeniden Karaburun’a dönecekti.
Fakat hesapladığı gibi olmadı. Karaburun ile İzmir arasındaki yol düşündüğünden daha fazla zaman alıyordu. Üstelik İzmir’deki iş görüşmeleri de beklediğinden fazlaydı. Bu nedenle başlangıçta 18 Ağustos’a kadar sürmesini planladıkları konaklama yalnızca birkaç gün sonra sona ermek zorunda kaldı.
14 Ağustos 1998 tarihli konuk defteri notunda Jan, neden erken ayrılmak zorunda kaldıklarını açıkça anlatmış. Ardından o birkaç günü çok güzel özetleyen şu cümleyi eklemiş:
“But we leave with pain in our hearts.”
Kısa kalmış olmalarına rağmen misafirperverliğimizden, daireden, köyden, denizden ve havadan keyif aldıklarını yazmışlar.

O birkaç günün benim için güzel anılarından biri de çocuklarla ilgili. Jan ve Tjitske’nin 11 yaşındaki oğulları Hendrik’in Karaburun’da yalnız kalmaması için küçük kızımız Yasemin de onlara arkadaşlık etti.
I still have a photograph from those days. Jan and Tjitske are standing with Hendrik ve Yasemin, with the old houses of Karaburun below them and the sea stretching into the distance. For me, the photograph is more than a record of our guests. It is also a small document of two families sharing the same Karaburun experience for a few days.

Konuk defterindeki notun ikinci sayfasında ise bu kez büyük kızımız Nergis ortaya çıkıyor.
Holthuis ailesi, kendisini şakayla karışık ailenin “en önemli üyesi” olarak tanıtan kişiye özellikle teşekkür etmek istediklerini yazmışlar. Ardından Nergis’e doğrudan seslenmişler:
“Nergis, you are the communicator ‘par excellence’.”
Bu birkaç kelime, o yıllarda Mimas Garden’daki konukluk anlayışını belki uzun bir açıklamadan daha iyi anlatıyor. Konuklarımız yalnızca bir dairede kalmıyorlardı. Biz de ailece onların yaşamına birkaç günlüğüne dahil oluyorduk. Birimiz havaalanından karşılıyor, birimiz onlarla konuşuyor, çocuklarımız onların çocuklarına arkadaşlık ediyordu.
Konuk defterindeki notun “Dear Aydin, Zerrin, Nergis and Yasemin” diye başlaması da bugün baktığımda bunun küçük ama güzel bir kanıtı.

Jan’ın ilk e-postasında amacı oldukça açıktı: İzmir’deki işini ailesiyle geçireceği birkaç günlük tatille birleştirmek. Planı tam olarak gerçekleşmedi. İzmir düşündüğünden uzaktı, işleri beklediğinden yoğundu ve Karaburun’dan erken ayrılmak zorunda kaldılar.
Ama yirmi sekiz yıl sonra elimde kalanlara baktığımda, o kısa konaklamanın süresinden daha fazla iz bıraktığını görüyorum.
7 Ağustos’ta internette bir otel ararken gönderilen ilk e-posta, birkaç gün sonra Karaburun’da iki ailenin yollarının kesişmesine dönüşmüş. Hendrik’e Yasemin arkadaşlık etmiş; Nergis onların “communicator par excellence”ı olmuş; ayrılırken de konuk defterimize “kalbimizde acıyla ayrılıyoruz” diye yazmışlar.
Bazen bir konaklamanın uzunluğu değil, o birkaç gün içinde kurulan yakınlık hatırlanıyor. Jan Holthuis ve ailesinden Mimas Garden arşivinde kalan da benim için böyle bir hatıra.