Çocukluk anılarından Karaburun’a uzanan, internetle başlayıp bir fotoğrafla yeniden hatırlanan bir yolculuk.
9 Nisan 1998’de Amerika’dan Gülten’in e-postası geldi. Mesajının konusu yalnızca “teşekkürler”di. Daha önce gönderdiği e-postaya hemen cevap vermemize teşekkür ediyor, eşinin de yolculuk için çok heyecanlı olduğunu söylüyordu.
Gülten’in birkaç cümlesi, neden böyle bir tatil aradığını açıkça anlatıyordu. Çalıştığı firmadan yılda üç hafta izin alabildiğini, on bir ay çalıştıktan sonra insanın gerçekten iyi bir tatile ihtiyaç duyduğunu yazmıştı. Son cümlesi ise Karaburun’a gelme isteğinin belki de en kısa açıklamasıydı: “Kalabalıktan uzaklaşmak istiyorum.”
O yıllarda Karaburun tam da böyle bir yerdi. Bugüne göre çok daha sakin, turizmin henüz fazla hissedilmediği, günlük yaşamın kendi temposunda sürdüğü küçük bir kıyı yerleşimiydi.

Gülten’in Mimas Garden’ı nasıl bulduğunu ve gördüklerinin onda ne hissettirdiğini ise ancak tatilin sonunda konuk defterimize yazdığı satırlardan öğreniyorum.
İnternette bizim “web sayfamızı” gördüğünde çok sevindiğini yazmıştı. Bunun nedeni yalnızca güzel bir tatil yeri bulmuş olması değildi. Sayfadaki görüntüler ona çocukluk günlerini hatırlatmıştı.
Bu ayrıntı bugün bana ayrıca anlamlı geliyor. 1998’de bir web sitesi bugünkü gibi onlarca fotoğrafın, videonun ve yorumun bulunduğu ayrıntılı bir tanıtım ortamı değildi. Buna rağmen Karaburun’dan birkaç görüntü, dünyanın öbür ucunda yaşayan bir insana çocukluğunu hatırlatmaya yetmişti.
Gülten daha sonra sayfayı eşi Jørgen’e göstermiş. Jørgen üniversitede dilbilimciydi. Bir süre fotoğraflara birlikte bakmışlar, bilgileri okumuşlar ve sonunda Karaburun’a gelmeye karar vermişler. İnternette başlayan yolculuk böylece gerçek bir yere, bizim evimize kadar ulaşmıştı.

10 Mayıs 1998’de konuk defterimize yazdıkları sayfa bugün bu arşivde özellikle sevdiğim belgelerden biri. Çünkü aynı sayfada iki kişinin, aynı tatili kendi dillerinde ve kendi ifadeleriyle anlattığını görüyorum.
Sayfanın üst bölümünde Jørgen’in İngilizce notu var. Kaldıkları yeri ve bizi seyahatlerinde karşılaştıkları en güzel deneyimlerden biri olarak hatırlıyor. Özellikle onlar için yaptığımız şeylere teşekkür ediyor: “Thanks for all the special things you did for us.”
Altında ise Gülten’in Türkçe yazısı başlıyor: “Sayın Aydın Bey & Zerrin!” Gülten önce internet sayfamızı gördüğünde çocukluk günlerini hatırladığını anlatıyor. Ardından Jørgen’le birlikte fotoğraflara bakıp bilgileri okuduktan sonra bizi ziyaret etmeye karar verdiklerini söylüyor.
Benim için yazısının en değerli bölümlerinden biri şu cümle: “Bize karşı gösterdiğiniz yakınlığı unutamıyacağız ve yakınlarımıza her fırsatta anlatacağız.” Hemen ardından da, “Beyim ve ben tekrar tekrar ‘Karaburun’a’ gelmeyi istiyoruz.” diye ekliyor.

Konuk defterinin altında Gülten’in adıyla birlikte Tacoma, Washington, U.S.A. yazıyor. Bugün bu sayfaya baktığımda aradaki mesafe bana hâlâ ilginç geliyor.
1998’in interneti, Amerika’nın Washington eyaletinde yaşayan Gülten ve Jørgen’i Karaburun’daki küçük evimize ulaştırmıştı. Ama onların yolculuğunu benim için ilginç kılan yalnızca bu coğrafi mesafe değil. Gülten’in hikâyesinde internet, daha önce hiç görmediği bir yere açılan pencere olmaktan biraz daha fazlasıydı. Ekranda gördüğü Karaburun görüntüleri, önce onu kendi geçmişine götürmüş, çocukluk günlerini hatırlatmıştı. Sonra bu duyguyu Jørgen’le paylaşmış ve birlikte yola çıkmışlardı.
Gülten ve Jørgen’in hikâyesi Karaburun’dan ayrılmalarıyla bitmedi. 26 Haziran 1998’de, Gülten’den bir e-posta daha aldım. Mimas Garden’ın web sayfasına yeniden bakmıştı.
“Web sayfanız çok güzel” diye başlıyor ve ardından özellikle bir fotoğraftan söz ediyordu: “Çobanlarla beraber çekilmiş resmi koyduğunuz için ayrıca teşekkürler. Çok değerli hatıralar.”
Bu birkaç cümle bugün benim için ayrıca değerli. Demek ki Karaburun’da birlikte geçirdiğimiz günlerde onları çevredeki yaşama da götürmüş, çobanlarla karşılaşmış ve o anı fotoğraflamıştım. Daha sonra bu fotoğrafı web sayfasına koymuşum; Gülten de Amerika’dan yeniden görmüş.
Böylece 1998’in interneti hikâyenin hem başlangıcında hem sonunda yer alıyor. Gülten önce web sayfamızdaki fotoğrafları görüp çocukluğunu hatırlıyor ve Jørgen’le birlikte Karaburun’a gelmeye karar veriyor. Tatilin ardından Amerika’ya dönüyor; bir süre sonra aynı web sayfasına yeniden baktığında bu kez ekranda kendi Karaburun anılarından birini görüyor.

Bugün bütün bu belgeleri yan yana koyduğumda Gülten ve Jørgen’in hikâyesi benim için neredeyse bir çember oluşturuyor.
Her şey bir web sayfasındaki fotoğraflarla başladı. Bu görüntüler Gülten’e çocukluğunu hatırlattı. Jørgen’e gösterdi, birlikte gelmeye karar verdiler. Karaburun’da yeni insanlarla tanıştılar, çevredeki yaşamı gördüler ve kendi anılarını oluşturdular. Sonra Amerika’ya döndüler.
Ve bir gün Gülten aynı web sayfasını yeniden açtı. Bu kez karşısında çocukluğunu hatırlatan başka insanların fotoğrafları değil, kendi yaşadığı günlerden kalan bir fotoğraf vardı.
Belki de bu arşivi bugün yeniden hazırlarken beni en çok etkileyen şey tam olarak bu: 1998’de web sayfamıza koyduğum birkaç fotoğraf Gülten’i Karaburun’a getirmişti. Karaburun’da çektiğim bir başka fotoğraf ise daha sonra onun için “çok değerli bir hatıra” olmuştu. Yirmi sekiz yıl sonra o e-postayı yeniden okuduğumda, fotoğrafın insanları yalnızca bir yere çağırmadığını; bazen yıllar sonra onları yeniden o yere götürdüğünü de görüyorum.