Bir internet bağlantısıyla başlayan, fakslarla devam eden ve konuk defterimizin iki sayfasında kalan bir Karaburun hikâyesi.
Mimas Garden’ın ilk yıllarından elimde kalan belgeler arasında en ayrıntılı hikâyelerden biri Theo Pronk ve arkadaşlarına ait. Hikâye, 4 Ocak 1998 tarihli bir faksla başlıyor. Theo, Mimas Garden’ı Türk arkadaşları Kemal Ulutanur’un bilgisayarında internette gördüklerini yazıyor ve yaz tatilleri için iki daire ayırmak istiyordu.
İki aile birlikte seyahat edecekti. Theo ve Carla Pronk, kızları Vaisa (6) ve Ruby (3) ile; arkadaşları Jos ve Annet Bouwhuis ise oğulları Jim (9), Terry (5) ve altı aylık bebekleriyle gelecekti. Dört yetişkin ve beş çocuk, tatillerini 28 Temmuz–11 Ağustos 1998 tarihleri arasında Karaburun’da geçirmeyi planlıyorlardı. İlk yazışmalarında daireler, köy, plaj, çevre, transfer, araba kiralama ve dalış hakkında bilgi istiyorlardı.
Bugünden baktığımda bu ilk temas bana başka bir dönemi de hatırlatıyor. İnternet günlük yaşamımıza henüz yeni giriyordu. Bizi internet üzerinden bulmuşlardı ama bundan sonraki iletişimimizi faksla sürdürüyorduk.

Yazışmalarımız geliş günlerine kadar devam etmiş. 22 Temmuz 1998 tarihli bir başka faks, gelişlerine yalnızca altı gün kala yaptığımız hazırlıkları da gösteriyor. Theo’nun önceki mesajını İzmir’deki evimde aldığımı, kızımın Karaburun’dan birkaç kez arayarak ona mesaj bıraktığını yazmışım.
Onları İzmir Havalimanı’nda karşılayacağımı ve Theo ile birlikte Karaburun’a gideceğimizi söylüyorum. İlk yazışmalarında araba kiralama konusunda da bilgi istemişlerdi. Yolda alışveriş yapabilecekleri yerleri göstereceğimi de eklemişim. Bugün beni gülümseten küçük bir ayrıntı daha var: dairelerine ulaştıklarında buzdolabında soğuk bira ve meşrubatların hazır olacağını yazmışım.
Uçaklarının saat beşte geleceğini biliyordum ama bunun sabah mı akşam mı olduğunu anlayamamışım. Havayolu şirketini de sormuşum. Theo aynı sayfanın üzerine kendi el yazısıyla cevap vermiş:

Böylece ocak ayında bir bilgisayar ekranında başlayan temas, aylar süren faks yazışmalarının ardından 28 Temmuz 1998’de İzmir Havalimanı’ndaki gerçek bir karşılaşmaya dönüşmüş. İki aile çocuklarıyla birlikte Karaburun’a gelmiş ve Mimas Garden’da iki hafta tatil yapmışlar.

Tatilleri sona ererken konuk defterimize iki sayfa ayırmışlar. Bu iki sayfayı bugün benim için özellikle değerli yapan, yalnızca anne ve babaların değil, çocukların da Karaburun’da sevdikleri şeyleri kendi dünyalarından anlatmış olmaları.
Terry en çok plajları sevmiş; çünkü orada balık tutabiliyor, şnorkelle yüzebiliyor ve kendi yazdıkları ifadeyle “bombs” yapabiliyordu. Jim en çok bizim “private blue lagoon” diye adlandırdıkları yerde şnorkelle yüzmeyi sevmiş. Vaisa için tatilin unutulmazı bir kediydi. Ruby ise can simitleriyle yüzmeyi sevmiş. Altı aylık bebekleri doğal olarak konuk defterine kendi satırlarını bırakamamış.
Yetişkinlerin yazdıkları başka bir Karaburun resmi çiziyor. Annet, Hollanda’daki yaşamlarıyla Karaburun’daki yaşam arasındaki farklılığa şaşırmış. Carla balkondan denizi, geçen feribotları ve yük gemilerini seyretmeyi sevmiş. Jos güzel ve sakin plajları ve kendi ifadeleriyle buradaki “unstressed” insanları hatırlıyor.
Theo ise farklı koylarda şnorkelle yüzmeyi ve “fisherman bay”e giden uzun, kötü yol boyunca koyların üzerinden görülen manzarayı sevmiş. İkinci sayfanın sonunda bütün aile adına özellikle bizim ailemizin misafirperverliğinden söz ediyorlar; güzel bir tatil için teşekkür ediyor ve belki yeniden görüşebileceklerini yazıyorlar.
Bugün, aradan yirmi sekiz yıl geçtikten sonra bu belgeleri yeniden yan yana getirdiğimde, benim için asıl değerleri Mimas Garden hakkında yazılmış güzel sözlerden çok daha fazlası. Ocak ayında gönderilmiş ilk faks, Temmuz’daki geliş hazırlıkları, o yaz çekilmiş aile fotoğrafı ve 11 Ağustos’ta konuk defterine bırakılmış iki sayfa, artık aynı hikâyenin parçaları.
O günlerde bunların bir gün bir arşive dönüşeceğini düşünmeden saklamışım. Şimdi ise küçük ayrıntılar sayesinde 1998 yazı yeniden canlanıyor: bir arkadaşlarının bilgisayarında internette buldukları Karaburun’daki bir ev; aylar boyunca gidip gelen fakslar; havaalanındaki ilk karşılaşma; buzdolabında onları bekleyen soğuk içecekler; çocukların denizle, koylarla ve hayvanlarla kurdukları ilişki; balkondan seyredilen gemiler ve iki haftanın sonunda konuk defterine bırakılan el yazıları.
Belki de bu eski konuk defterinin benim için gerçek değeri burada. İnsanların Mimas Garden hakkında ne kadar güzel şeyler yazdıklarından çok, burada geçirdikleri günlerden hangi küçük anları yanlarında götürdüklerini görebiliyorum. Yıllar sonra onların bıraktığı bu küçük anılar Mimas Garden’ın kendi hikâyesinin de bir parçası olmuş durumda.