İnternette başlayan, Karaburun’da aynı sofranın çevresinde devam eden ve el yazısıyla günümüze kalan bir aile hikâyesi.
4 Mayıs 1998’de Almanya’dan Gerhard Weiss’in e-postası geldi. İnternette Mimas Garden’ın sayfasını bulmuştu. Eşi ve iki çocuğuyla birlikte 23 Mayıs–6 Haziran tarihleri arasında Karaburun’da iki hafta geçirmek istiyor ve dört kişilik bir dairemizin uygun olup olmadığını soruyordu.
Bugün internet üzerinden dünyanın herhangi bir yerinden konaklama yeri bulmak son derece sıradan. Ama 1998’de durum farklıydı. Mimas Garden’ın ilk konuklarının bir bölümünün bizi internet üzerinden bulması, o yıllarda benim için de yeni ve heyecan verici bir deneyimdi. Gerhard daha sonra konuk defterimize yazdığı uzun yazıda, internette gezinmenin aileleri için ne kadar yararlı olduğunu ve iki farklı ülkede yaşayan insanlar arasındaki ilişkileri zenginleştirebildiğini özellikle anlatacaktı.

Gerhard ve ailesi Türkiye’ye ilk kez gelmiyordu. Konuk defterine yazdıklarından, yaklaşık iki buçuk yıl önce Türkiye’ye bir yolculuk yaptıklarını öğreniyorum. Bu kez yolları internet aracılığıyla Karaburun’a ve bizim evimize düşmüştü.
Uçakları gece geldi. Onları havaalanında karşıladım ve birlikte Karaburun’a doğru yola çıktık. Gerhard, daha sonra bu gece yolculuğunu da konuk defterine kaydetmiş; gecenin ortasında onları havaalanından almamdan ve uzak Karaburun’a güvenle getirmemden söz etmişti.
O yılların Karaburun’u bugünkünden çok daha sakin ve olanakları daha sınırlı bir yerdi. Konuklarımız geldiklerinde, özellikle geç saatlerde, yakın çevrede alışveriş yapabilecekleri ya da yemek yiyebilecekleri fazla seçenek yoktu. Bu nedenle geliş saatlerine göre onları ya akşam yemeğimize ya da ertesi sabah kahvaltımıza davet ederdik. Mimas Garden’daki ilk saatleri çoğu zaman yalnızca bir anahtar teslimiyle değil, aynı sofranın çevresinde tanışarak başlardı.
Gerhard ve ailesinin Karaburun’da geçirdiği günlerde yalnızca deniz ve tatil yoktu. Onlara çevreyi ve köy yaşamını da göstermeye çalıştım. Konuk defterinde Karaburun’u sessiz, dinlenilebilecek ve dost insanların yaşadığı bir yer olarak anlatıyor; benim rehberliğimde geleneksel ve özgün Türk kır yaşamını görebilecekleri yerlere gittiklerinden söz ediyordu.
Bu nedenle bu hikâyede kullanmak istediğim fotoğraf benim için ayrıca anlamlı. Gerhard ve ailesini köyde, eski evlerin önünde görüyoruz. Bugün baktığımda fotoğraf yalnızca dört kişilik bir aileyi göstermiyor; arkasındaki evlerle birlikte 1998 Karaburun’undan küçük bir kesiti de saklıyor.

Deniz de anılarının önemli bir parçası olmuş. Balkondan gördükleri manzarayı ve “fisherman’s rock” yakınında yüzdükleri küçük koyu özellikle hatırlamışlar. Gerhard burayı konuk defterinde güzel bir ifadeyle “your private turquoise lagoon” — “sizin özel turkuaz lagününüz” diye tanımlamış.
Gerhard’ın konuk defterimize bıraktığı uzun not, bu ziyaretin benim için en değerli belgelerinden biri. İnternette gezinmenin aileleri için yararlı olduğunu, iki farklı ülkedeki insanlar arasındaki ilişkileri zenginleştirdiğini yazıyor. Karaburun’u “sessizliğin, dinlenmenin ve dost insanların” yeri olarak anlatıyor; evimizi ise misafirperverlikle dolu bir ev olarak hatırlıyor.

Konuk defterinde beni en çok gülümseten ayrıntılardan biri, bahçede yaptığımız kahvaltıyı ve birlikte yediğimiz cumartesi akşamı yemeğini ayrıca hatırlamaları. Bunlar bizim için bir “konaklama hizmeti” değildi; evimize gelen insanları ağırlama biçimimizin doğal bir parçasıydı.
Aradan neredeyse otuz yıl geçti. Karaburun değişti, konukların çevrede alışveriş yapabilecekleri ve yemek yiyebilecekleri seçenekler çoğaldı; ama aynı sofrayı paylaşma alışkanlığımız bütünüyle kaybolmadı. Geçen yıl İtalyan konuklarımızla birlikte akşam yemeği hazırladık. Bu yıl ise Fransız konuklarımızla bir akşam oturup şarap içtik. 1998’de Gerhard ve ailesiyle bahçede başlayan o küçük buluşmaların, farklı biçimlerde hâlâ devam ettiğini görmek benim için Mimas Garden’ın değişmeyen taraflarından biri.
Gerhard, Karaburun’dan ayrıldıktan sonra da hikâyenin sonuna küçük bir belge bıraktı. 3 Haziran 1998’de, Almanya’ya döndükten sonra yeniden e-posta gönderdi. Frankfurt’a uçuşlarının sorunsuz geçtiğini, uzun bir gece ve günün ardından çok yorulduklarını yazıyor; ailemizin iyi olmasını diliyor ve mesajını kısa bir teşekkürle bitiriyordu: “Thanks for everything.”

Böylece arşivimde Gerhard ve ailesinin Karaburun günlerinden yalnızca birkaç fotoğraf kalmadı. İlk e-posta, konuk defterine kendi elleriyle yazdıkları uzun not, dönüşlerinden sonra gönderdikleri mesaj ve köy evlerinin önünde çektiğim aile fotoğrafı, aynı yolculuğun birbirini tamamlayan parçaları olarak kaldı.
Bugün bu belgeleri yeniden okuduğumda benim için en ilginç olan, Gerhard’ın 1998’de internet hakkında yazdıkları. İnternetin aileleri için yararlı olduğunu söylerken, onun iki farklı ülkede yaşayan insanlar arasındaki ilişkileri de zenginleştirdiğini düşünüyordu.
Aradan geçen yıllarda internet bütünüyle değişti. Rezervasyonlar artık birkaç dokunuşla yapılıyor; haritalar, yorumlar ve fotoğraflar daha yola çıkmadan hemen her şeyi gösteriyor. Ama Gerhard’ın o gün yazdığı düşünce benim için hâlâ geçerli. Teknoloji bizi birbirimize ulaştırıyor; geriye kalan ise kurduğumuz insani ilişki.
Gerhard ve ailesi 1998’de Mimas Garden’ı internette buldular. Ben onları gecenin bir saatinde havaalanında karşıladım. Birlikte Karaburun’a geldik, köyü dolaştık, denize girdiler ve aynı sofranın çevresinde oturduk. Yirmi sekiz yıl sonra elimde kalanlara baktığımda, bu arşivin asıl değerinin de burada olduğunu düşünüyorum: Konuklarımızın nerede kaldıklarından çok, buradan ayrılırken yanlarında hangi küçük anıları götürdüklerinde.